Anasayfa / Haber Arşivi / ÖSP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek’in Konferans’a sunduğu tebliğ

ÖSP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek’in Konferans’a sunduğu tebliğ

AKP hükümeti, Kürt halkına sözü edilir herhangi bir ulusal demokratik hak vermeden aceleyle ve “demokratikleşme” çerçevesinde çözmek” istiyor!

 

“KUZEY KÜRDİSTAN BİRLİK VE ÇÖZÜM” KONFERANSI’NA! 

Değerli katılımcılar, parti ve kurum temsilcileri, basın emekçileri hepiniz hoş geldiniz! Hepinizi ÖSP adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum!

15-16 Haziran 2013 tarihli konferansın organize edilmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum!

Konferansın amacına uygun sonuçlar üretmesini diliyor ve ÖSP olarak bu yönde çaba sarf edeceğimizi belirtiyoruz!

Değerli dostlar!

Bundan önce iki Konferansta çok önemli sonuçlara ulaşmıştık. 17-18 Eylül 2011 Diyarbakır’da “Kuzey Kürdistan Konferansı” ve “9 Adalık 2012 Ortak Akıl toplantısı”. Bu konferanslarda varılan ileri sonuçlar halen sahipsiz ortada dururken yeni bir konferans hangi ihtiyacın ürünü olarak gündeme geldi ya da getirtildi?

Yeni olan; Kürdistan meselesinde de önemli bir girdi olan Suriye’de siyasal gerilimin derinleşmesi ve bölgede askeri çatışmaya dönüşme ihtimalinin varlığını korumasıdır.

Yeni olan; Öcalan’ın, hükümet ile görüşme trafiği devam ederken, 21 Mart’ta yaptığı çağrıdır.

Yeni olan; Kürdistan ve Türkiye kamuoyunda Kürt meselesinde çözüm beklentisinin yaratılması ve dört parçayı kapsayacak Ulusal Konferans’ın biraz daha somutlaşmasıdır.

Yeni olan; Taksim Gezi direnişinde Kürt meselesinde lehte ve aleyhte mesajların kitlesel olarak verilmiş olmasıdır. 

I- Taksim direnişi

Farklı hatta yer yer karşıt çelişki ve tepkilerden beslenen Taksim Gezi parkı direnişi kendiliğinden gelişen öfke patlamasıdır. Bunun üzerinden AKP iktidarının devrilmesini beklemek gerçekçi değil.

Gezi Parkı direnişinin tıpkı farklı ve karşıt çelişkilerden beslenmesi gibi farklı mesajları da vardı. Olumlu, ileri, devrimci mesajların yanı sıra özellikle Kürt/Kürdistan meselesinde kimi geri tutumları da içeriyordu. Örneğin, Türk bayrağı ve Atatürk posterlerinin ağırlıkla AKP ve özelde Erdoğan’a karşı, Kürt meselesinde izlediği siyasetin yanı sıra İslamcı yöneliminden kaynaklanan kimi icraatları nedeniyle taşıması gibi!

Kürt ulusal demokratik hareketi de aynı süreçte kendi talepleriyle kitlesel olarak sokağa dökülseydi AKP iktidarı ayakta kalabilir miydi? Kesin evet ya da hayır demekte zor! Kürtler ulusal demokratik talepleriyle rejim ve hükümet karşıtlığında sokağa döküldüğünde, tehlikeyi sezen Türk ulusalcı siyaset anında; “bu işin ucu hükümeti aşıyor devlet ve milletin bölünmez birliğine dokunuyor” diyerek sokaklardan geri çekilebilir hatta saf değiştirip hükümeti destekleyebilirdi. Kısacası Kürdistan ulusal demokratik hareketinin yaygın katılımı, direnişin bileşen ve eylem kapasitesini genişletmenin yanı sıra daraltıcı özellikte katabilirdi.

Gezi Parkı direnişinde halklar, demokratik isyan hakkını kullandılar. Başta laikler olmak üzere kitle, AKP’ye “benim yaşam tarzıma, neyi içip içmeyeceğime karışamazsın” mesajını verdi. Cadde, sokak, minibüste gençler ellerinde, boyunlarında gaz maskesi ya da örgüt flamaları varken polisin, başbakanın tavrını eleştirmeleri, Türkiye’de de korku duvarının aşıldığı, gençlik siyaset ilişkisinin sokakta yeniden kurulacağının da işareti. Esip gürlese de Taksim’i, İstanbul’u hatta belli başlı kentleri açık siyaset meydanına dönüştürmekle halk Tayyip’in karizmasını çizdirdi!

Demokrasinin sadece seçim ve çoğunluk demek olmadığının mesajı da verildi. Kürt ulusal demokratik hareketinin de dersler çıkartması gerektiğine inanıyoruz! Türk ulusalcıların aktif katılımı ve kimi sermaye çevrelerinin dolaylı desteği halkın demokratik isyanını kısmen gölgeler ama sahip çıkmamız gereken devrimci isyan ruhunu ortadan kaldırmaz. 

II- Dünya Ve Bölgemizdeki Güç Dengelerinde Yaşanan Değişimler!

Küresel düzeyde kapitalist üretim-tüketimin Batı’dan Doğu’ya kayması ile ekonominin ağırlık merkezi de adım adım Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Dolaysıyla siyasi ve askeri güç dengeleri de yeniden şekilleniyor. Dünya ve bölgede yeni güç dengelerine uygun yeni sistem arayışları var. Arayışlar ağırlıkla Asya, Asya’da da ağırlıkla Ortadoğu üzerinde yaşanıyor. Nedeni gayet açık; 21. Yy da Asya’ya hakim olan Dünya ya hakim olur. Bu nedenle Asya özelde de Ortadoğu jeopolitiği hareketli. Bu nedenle küresel, bölgesel her güç Asya’da özelde de Ortadoğu’da yeni mevziler elde etme peşinde.

Küresel güç dengelerinde Avrupa artık merkezi rolünü kaybetti. ABD’de ise avantaj ile dezavantajları dengede. Brezezinski bu durumu, “Stratejik Vizyon” kitabında “küresel güç buhranı” olarak yorumluyor.

ABD “küresel imparatorluk” teziyle Avrasya egemenlik stratejisini geliştirdi ama kısa sürede tıkandı. ABD, Afganistan ve Irak’ta ki tıkanıklığı Suriye üzerinden lehine çevirerek nefes almak istiyor! Tabir uygunsa, ABD Irak’ta kaybettiğinin Suriye üzerinden kazanmak isterken, İran ise ABD sayesinde Irak’ta kazandığını Suriye üzerinden kaybetmek istemiyor!

Türk devletinin; tıpkı dün Irak’ta yaptığı gibi bugün Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerinden kendi toprak birliğini hedefliyor. Suriye’de Kürtlerin coğrafyaya dayalı özerklik/federasyon elde etmemeleri için her şeyi yapıyor. Bölgede İran ile Sünni-Şii ekseninde kurduğu stratejik dengenin aleyhine bozulmasını engellemek politikasının diğer ayağı.

Sonuç; bölgede İngiliz-Fransız yapımı 1916 Sykes-Picot gizli anlaşmasına dayalı kurulan düzen tıkandı. Şimdi ABD-Rus yapımı yeni bir sistemin ayak sesleri var. Türk devleti, artık bölgesel denklemin önemli bir bileşeni haline gelen Kürtlerin, esas Kuzeyli Kürtlerin bu süreçteki pozisyonlarını geriletmek istiyor. Kürt halkı ya bölgenin yeniden şekilleneceği süreçte dinamik yer alarak değişimin güçlü bir bileşeni olacak ya da kaybedecek! 

III- Devlet Kürt Meselesini Hal Yoluna Koymada Acele Ediyor! Neden?

Birincisi; öncelikle Küt halkının dört parçada ki ulusal demokratik mücadelesinin Türk devleti üzerinde yoğunlaşan basıncı olduğunu belirtelim.

İkincisi; Ortadoğu sınırları üzerindeki tartışmaların yeniden güçlenmesi ile paralel hareketlenen Kürdistan jeopolitiği ve Kürdistan haritasının hızla siyasal içerik kazanması,  Türk Devleti’nin uykusunu kaçıran diğer gelişme.

Üçüncüsü; Güney Kürdistan’ın varlığına Batı Kürdistan’da da bir federe Kürt yapısının eklenmesi halinde Türk Devletinin yeni kırmızıçizgilerini de alt üst eder!  Bu korkuyla Batı Kürdistan’ı da etkileyecek adımları Kuzey’de geliştirme çabasında!

Dördüncüsü; Suriye üzerinde, Rusya ve ABD başını çektiği Doğu-Batı eksenli güçler arası uzlaşma ve çatışma eğilimlerinin iç içe yaşanmasının yarattığı belirsizliğe, Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar artan savaş gemileri trafiğinin eşlik etmesi! Türk Devleti; “muhtemel bir savaşta silahlı PKK İran, Suriye, Irak hatta Rusya bana karşı kullanabilir” türünden potansiyel bir tehditten hareketle PKK’nin silahsızlandırılmasını bir entegre proje olarak gündemleştirdi.

 Beşincisi; hazır ABD ile AB, Türk devletinin Kürt meselesindeki bireysel, kültürel haklarla sınırlı politikasına ve “toprak bütünlüğüne” destekleri devam ederken meseleyi hal yoluna koyma arayışını ekleyelim.

Altıncısı; sürdürülen kirli savaşta 10 il Kürdistanileşecek ise geriye kalan 71 ilin Türkistanlaştırılması politikasının artık ters tepmeye başlaması.

Yedincisi: Davutoğlu’nun Osmanlı son bakiyesinde “parantezi kapatalım” vurgusuyla belirlediği emperyal hedefe Güney ve Batı Kürdistan’ın alınmasının gereği olarak “kendi parçasında çözümü” hızlandırması.

Sekizincisi; bu dış sorunların yanı sıra 2014’te iki seçimin yapılacak olması da, AKP Hükümeti’nin PKK’yi silahsızlandırma ve Kürt meselesini “çözmede” arayışını hızlandırdı.

Bunların toplamında Türk Devleti, geciktirmeden Kürt sorununu Kuzey’de toprak meselesi olmaktan çıkartarak acilen “çözmek” istiyor! Devlet, hükümet kendini geriye dönüşü olmayan bir süreçte görüyor. Öyle ki Erdoğan, “iktidarımın gideceğini de bilsem sorunu çözmeye çalışacağım, çünkü bu sürece yüreğimizi koyduk”, “baldıran zehri de olsa içerim” diyerek devlet ve hükümetin sürece ilişkin kararlı olduğu mesajlarını veriyor.

Peki Neyi, Nasıl “Çözmek” İstiyor!

AKP hükümeti, Kürt halkına sözü edilir herhangi bir ulusal demokratik hak vermeden aceleyle ve “demokratikleşme” çerçevesinde çözmek” istiyor!

Ortadoğu’da özelde de Kürdistan merkezli yeni sınır çizimleri şekillenmeden; Suriye üzerindeki Doğu-Batı eksenli saflaşmada,Kürdistan ulusal demokratik güçleri Batı ya da Doğulu yeni bir arka plan elde etmeden; Türk Hükümeti, Kürtlerin taleplerini bireysel-kültürel haklarla sınırlı ve toprak meselesinden kopartarak karşılamak istiyor!

IV- Türk Devletine “Bölgesel Aktörlük’’, Kürtlere, “Demokratikleşme” Çözüm Getirmez!

Gazeteciler, siyasetçiler, hükümet yetkilileri, sıkça “sorun çözülürse milli gelirimiz artar”, “Türkiye için bölgesel, küresel aktör olma yolu iç barıştan geçer”, ”barış olsa Türkiye sıçrar.” “Ya ayağımızdaki prangadan kurtulacağız. Ya da bu prangalar sürecek.” “Oysa Türkiye’nin çok çabuk bu silah bırakma kararını elde etmesi lazım.” “Türkiye’nin Kürt sorununu çözebilmesi için PKK’yi ‘Türkiye denklemi’ içine almak şarttır”…vb!

Dikkat edilirse, Kürtlerin özgürlüğü değil, devletin “sıçrama” yapması için Kürt meselesinden nasıl kurtulacağı kurgulanıyor. Adına “çözüm süreci” denilen süreçte, Türk Devleti’nin kazanç hanesine, “bölgesel-küresel aktör olma”, “milli gelirini artırma”, “demokrasi çıtasını yükselterek bölgede rol modellik” üstlenme vb. düşüyor. Kürtlerin kazanç hanesine ise, Türkiye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde bireysel kültürel haklar elde etme, “artan milli gelirinden” pay alma vb. düşecekmiş! Siyasi statü, anadilde eğitim vb. yaşamsal talepler yok!

Demek ki, “işin özü” Kürt/ Kürdistan meselesinin çözümü değil, Türk Devleti’nin “prangalarından kurtularak” bölgesel-küresel aktör olmasıymış!

Demek ki, asıl hedef Kürt meselesinin çözümü değil, “Türkiye’nin ‘büyümesi’, milli gelirinin artması, sıçrama yapması” imiş!

Demek ki, Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çerçevesindeki özerklik bile “Kürtler nasıl özgürlüklerine kavuşur” üzerinden değil de “Türkiye’nin bölünmezliği” üzerinden ele alınıyor!

Daha fazla demokrasi, devletin demokratikleşmesi tüm halklar gibi Kürt halkı içinde yaşamsal önemi vardır. Fakat Kürt/Kürdistan meselesi salt demokratikleşmeyle çözümlenemez çünkü Türk devletinin demokratikleşmesi ile Kürdistan meselesinin çözümü birebir aynı şey değildir.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin hedefinde ne var? AB ve ABD standartlarına ulaşmak! İyi de aynı Washington, Londra, Paris, Amsterdam’da “burjuva demokrasisi” dün de hakim olduğu halde Vietnam, Hindistan, Cezayir, Güney Afrika meselesi çözülmüyordu. Çünkü mesele, sadece bireysel kültürel halklar değil, bir halkın toprağında özgürleşme meselesidir.

Ankara’nın “Demokratikleşme de Vazgeçilmez Üç silahı!

Ankara’nın silahları; daha çok kapitalizm, daha çok karakol, daha çok ideolojikleştirilmiş din!

Daha çok kapitalizm ile Kuzey Kürdistan tam anlamıyla “Türkiye’nin Çin’i yapılacak”! Yani;  Küresel, bölgesel ve elbette Kürt sermayesi için yatırım-üretim-ticaret atölyesi haline getirilecek. Nedir Çin Modeli? Düşük maliyetli ücretli emek, uzun iş saatleri, sosyal haklardan arındırılmış çalışma koşulları ve katma değeri düşük kalitesiz ürün. Çin dünyanın atölyesi işlevini üstlenirken, Kürdistan’a da Kafkasya ve Ortadoğu’nun atölyesi işlevi yüklenmek isteniyor! Öyle ki Kürdistan’da kapitalist modernite patlaması yaşanacaktır.

Hedef Diyarbakır’ın Ankara ile entegrasyonunun güçlendirilmesi ve Kürtler üzerindeki asimilasyonun geri dönüşü olmayan evreye doğru geliştirilmesidir.

Daha çok karakol; devletin başından beri Kürtlerin özgürlük mücadelesine karşı kullandığı değişmez silahı kanlı katliamları ve Dersim benzeri soykırımları içeren askeri zordur. Güya “çözüm” sürecinde daha çok karakolun yapılıyor olması, devletin geleneksel silahında ısrar edeceğinin göstergesi.

Daha çok ideolojik din; Türk devleti, 90 yıldır uyguladığı Türk İslam sentezini bundan böyle Kürt İslam sentezi ile takviye ederek Ortadoğu’ya açılmak istiyor! 90 yıldır savaştığı Kürtleri ve bu sürede bazen tokatladığı ama çoğunlukla Kürtlere ve komünistlere karşı kullandığı Siyasal İslam’ı şimdi Kürt ulusal hareketiyle sentezleyerek Ortadoğu’ya açılmak istiyor. Halklar arasında doğal inanç sorun yaratmazken ideolojikleşmiş/siyasallaşmış din ise daima çatışma üretmiştir! Bunun onlarca örneği var!

V- Müzakere ve Temsiliyet Meselesi!

Öncelikle bir şeyi sizlerle paylaşalım: Öcalan’ın 21 Mart’ta okunan mektubunda;  “Silahlı direniş sürecinden demokratik siyasete” ve PKK için yeni “mücadele zeminini fikir ve demokratik siyaset” olarak belirleyip çağrı yapmasını önemsiyoruz. PKK’nin bu çağrıya uyarak iç ve dış siyasette “demokratik siyaset” tarzını geliştirmesini Kürdistan ulusal demokratik siyaseti için de bir kazanım olarak görürüz. Bu zemin, ulusal birliğin sağlanmasına katkı sağlayacaktır.

Ancak aynı mektubunda Öcalan’ın, “Misak-ı Milli”, Türk “kurtuluş Savaşı”, Çanakkale ruhu” ve “İslam bayrağı altındaki ortak yaşam”a ilişkin dile getirdiği görüş ve önerilerine katılmıyoruz. Katılmadığımızı ÖSP olarak yazılı tutumla kamuoyuyla paylaşmıştık.

Mesele Kürt halkının temsili ve ulusal özgürlüğünün çözümü olunca ne kadar güçlü olursa olsun sadece bir parti/örgüt ya da ne kadar etkili ve yetkili olursa olsun tekil şahsiyet esas alınarak çözümlenemez. Muhatap bütün zenginliğiyle Kürdistan ulusal demokratik hareketini temsil edecek olan bir Temsili Heyet olmalıdır. Öcalan, Kandil dâhil herkesle görüşen ve Devletle müzakere eden kalıcı ulusal demokratik birliğin ön ya da çekirdek adımı olarak davranan Temsili Heyet! Bağlayıcı karar mercii olarak görüşmeler, 17-18 Eylül 2011’de Diyarbakır’da gerçekleştirilen “Kürdistan Konferansı” bileşeni benzeri bileşene dayanan heyet tarafından sürdürülmelidir.

Devlet ile müzakere sürecinde talep ve hedeflerin çerçevesi ise,09-Mart-2012’de gerçekleştirilen “Ortak Akıl Toplantısı’nda üzerinde mutabakat sağlanan belge ve belgeden üretilmiş dört madde esas alınmalıdır. Ayrıca görüşmeyi sürdürecek heyet her adımında halkı, kamuoyunu bilgilendirilmelidir. 

Her savaşın bir barışı olur. Barışçıl demokratik çözüme kim itiraz eder ki! Biz çözümün şekline değil içeriğine bakıyoruz! PKK’nin silah bırakıp bırakmaması ayrıca ele alınmalı ve Öcalan ile PKK’nin kendisi doğrudan muhatap alınarak sürdürülmelidir.

Oluşturulacak heyet;17-18 Eylül 2011’de Diyarbakır’da gerçekleşen “Türkiye’de Kürdistan Konferansı” bileşenlerini temsil edebilirse; tüm ulusal demokratik güçleri kalıcı birlik yaratma hedefiyle harekete geçirebilirse; söze kanmadan, devlet adına resmi bağlayıcılığı olan adımların atılmasında kararlı davranabilirse… gerisi gelir! 

VI- Kalıcılaştırılmış Ulusal Demokratik Birlik

Kuzey Kürdistan’da ulusal demokratik birlik diyorsak, birlik bütün siyasal, mesleki, sınıfsal, etnik ve inanç gruplarını kapsamalıdır. Şu an değilse de hedef bu olmalıdır. Kuzey kendi birlik adımını kalıcı atmadan parçalar arası birlikten, Ulusal Konferans’tan söz etmesi gerçekçi olmaz. Bu nedenle öncelikle kongre, cephe benzeri kalıcı birlik adımı atılmalı.

Birlik meselesi, BDP ile AKP arasındaki monoloğa dönüşmemelidir. BDP haklı olarak her adımda hükümeti aşan devlet bağlayıcılığı olan yasal adımların atılmasını isterken AKP ne yapıp edip hükümet bağlayıcılığını aşan bir adım atmamada ısrar ediyor.

Biz kalıcı ulusal demokratik birlik derken BDP işi ihtiyaç duydukça başvurduğu toplantılarla sınırlı tutuyor. Ya da “gelin DTK’ ya katılın” tutumunu tekrarlıyor. Kısacası birlik meselesi bir iki yılda bir başvurulan bir mesele olmaktan çıkarılmalı diyoruz.

Biliyorsunuz Kürtlerde iki türlü onay vardır. Biri, ne kadar anlatsan da Kürdün aklına yine yatmamış fakat anlatanı kırmak da istemiyorsa bu durumda dilin ucuyla erê erê der! Ama eğer anlatılana gerçekten ikna olmuşsa bu kez yürek ve beyine dayalı onayla“hıhh keko” der! Bu kez birliğe hıhh diyebilmeliyiz!

Ulusal demokratik güçler arasında birlik ve güven ilişkisi sorunlu kavramdır. Doğrudur siyaset gibi birlik siyaseti de güven üzerine kurulmaz ama güven az çok olmadan da ulusal demokratik birlik siyaseti olmaz. Burada ikisini de içerecek bir ilişki biçimini bulmalıyız.

Kalıcı demokratik birlik Kürtler arası iç demokrasinin gelişmesini de sağlayacaktır. Başkasına hatta Ortadoğu’ya demokrasi götürmeye istekliysek önce kendi içimizde demokrasi var mı yok mu bakalım!

Elbette geniş birlik beraberinde hepimize yeni yükümlülükler getirecektir. Birbirimizin kahrını çekeceğiz. Farklılıklara tahammül,  ortaklaşma üzerinde iç demokrasinin gelişmesi vb! 

VII- Dört Parçayı kapsayan Ulusal Konferans

Öncelikle son dört-beş yıldan beri gündemde olmasına rağmen neden toplanamadı? Sonra bugünkü Ulusal Konferansı neden hangi hedefler için toplanacak? Dört parçayı kapsayacak konferansın adı, gündemi ve bileşenlerini kim/kimler belirliyor ya da belirleyecek? Bu sorulara yanıt üretmeliyiz!

Ulusal Konferans organize edilecekse;

a- Ulusal demokratik strateji çerçevesinde, UKTH genellemesi üzerinde hemfikir olunmalıdır. Partinin birisi bağımsızlık diğeri “devletsiz konfederal sistem” derse ortaklaşma olmaz!

b- Parçalar arası dayanışma ve ortak hareketi kararlaştıran somut yönelimler belirlenmeli. Ulusal demokratik güçler ortak hareket ederlerse, ancak o zaman coğrafik, kültürel ve siyasal parçalanmanın getirdiği tarihsel trajedinin sorunlarını hafifletilebilirler.

c- Daha ilerisi başarılamıyorsa en azında kimi halklar/uluslar arasında gerçekleşen “Arap Birliği”, “Türk Birliği” benzeri kalıcı “Kürdistan Birliği” mekanizması yaratılmalı.

d- Kürt ulusal özgürlük davasını, BM’ye taşıyacak bir gündem üzerinde tartışıp somut yönelimler belirlenmeli.

Beni dinlediğiniz için teşekkürler, saygılar sunuyorum.

Sinan Çiftyürek
Özgürlük ve Sosyalizm Partisi
Genel Başkanı

Bu habere de bakabilirsiniz.

KÜRDİSTAN DEVRİMCİ SOSYALİST KAMUOYUNA!

Tevgere Vejîn Kurdîstanê adı altıda bir süreden beri çalışmalarını sürdüren genç komünist yoldaşlarla bir yıla …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir